Türkiye işçi sınıfı, 47 yıl önce bugün dönemin hükümeti tarafından çıkarılmak istenen emek düşmanı sendika yasasına karşı ilk ve en büyük ayaklanmasını gerçekleştirdi. Tarihe 15-16 Haziran direnişi olarak geçen işçi kalkışması, Türkiye’deki işçi sınıfı hareketi için bir dönemeç oldu.

Kırk yedi yıl önce bugün, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı sendikalara üye yüz binlerce işçi, İstanbul ve Kocaeli’nde fabrikalarından çıkıp kent merkezlerine aktılar. Yürüyüşleri boyunca, güzergâhları üzerindeki diğer fabrikaları da saflarına katan işçileri durdurmak için polis ve jandarma harekete geçirildi. Yetmedi; yürüyüş kollarının birleşmesini ve Vilayet Binası’na ulaşmasını engellemek için İstanbul’da Galata Köprüsü kaldırıldı.
Türkiye’de işçi sınıfının varlığı ve niteliği üzerine sol içinde sürmekte olan tartışmaları bitiren ve iki gün süren bu kalkışma, işçi sınıfı hareketi açısından bir dönemeç olma anlamını kazandı. İşçi sınıfının bilinçli, öncü unsurları gibi, burjuvazi de 15-16 Haziran’da ayağa kalkan Türkiye işçi sınıfının bu görkemli yürüyüşünü unutmadı.
İŞÇİLER NEDEN AYAKLANDI?
İşçi sınıfının devrimci sendikası, DİSK, örgütlü gücünü giderek büyütmekte, sarı sendika Türk-İş ise kan kaybetmekte, her geçen gün yeni bir işyerinin temsiliyetini DİSK’e kaptırmaktaydı. DİSK, 1967’de gerçekleşen kuruluşunun üzerinden geçen üç sene boyunca örgütlü olduğu işyerlerinde direniş kararı almaktan çekinmemekteydi.
Militan bir sınıf sendikasıyla karşı karşıya  kalan patronların ve gücünü kaybeden sarı sendikanın girişimleriyle, DİSK’in önünü tıkayan ve Türk-İş’in tekelini garanti altına alan yeni sendika yasası TBMM’ye geldi. Bu doğrultuda, ilk olarak 1969 öncesinde Türk-İş tarafından hazırlanan bir yasa tasarısı meclise sunulmuştu. Ancak, bu tasarının görüşülmesine 1969-1970 yasama döneminde başlanabildi. Yeni yasa tasarısı, toplu sözleşme yapılabilmesi için işyeri ölçeğinde %51 olan temsil zorunluluğunu, sektör ölçeğinde %51 yaparak, DİSK’i toplu sözleşme yapamaz hale getirmeyi ve yok etmeyi amaçlıyordu.
DİSK İŞÇİ TEMSİLCİLERİNİ TOPLANTIYA ÇAĞIRDI
Kemal Türkler, 12 Haziran’da yaptığı basın toplantısında “devrimci sendikaları ve DİSK’i bertaraf etmeyi kanunla sağlamayı düşünmekteler; esas plan budur” diyerek, 14 Haziran’da işçi temsilcilerinin ve sendika yöneticilerinin katılacağı toplantıyı ilk defa duyurdu.
İstanbul Merter Sitesi’ndeki Lastik-İş Binası’nda gerçekleşen ve direniş kararının alındığı tarihi toplantının öncesinde, DİSK’e bağlı işyerlerinde “Anayasal direniş komitesi” adı altında olası eylemlerin hazırlığından sorumlu komiteler zaten kurulmaktaydı. Tarihi toplantıya devrimci işçilerin kararlılığı yansıdı: Türkiye işçi sınıfı ayağa kalkmaya hazırdı.
İŞÇİLER KENT MERKEZLERİNE YÜRÜYOR
15 Haziran Pazartesi sabahı İstanbul’un ve Kocaeli’nin dört bir yanındaki işyerlerinde direniş başladı. Eyleme fabrikanın içinde başlayan işçiler, daha sonra kent merkezlerine doğru yürüyüşe geçtiler. İstanbul’da yürüyüşün, şehir merkezinde bulunan fabrikalarda yapılan eylemlerin dışında, üç kolu bulunmaktaydı.
Kadıköy bölgesinde, Ankara yolu üzerindeki fabrikalar ayaklandı ve Kartal’a doğru yürüyüşe başladı. Eyüp bölgesindeki işçiler ise Topkapı güzergahında yürüdüler ve Kağıthane’de polis barikatıyla karşılaştılar. Burada yaşanan gerginlikte iki arkadaşlarının gözaltına alınması üzerine işçiler Eyüp Polis Karakolu’na yürüyüp burada güçlü bir protesto gerçekleştirerek, arkadaşlarının serbest bırakılmasını sağladılar. Bakırköy’deki fabrikalardan çıkan işçiler de Londra asfaltını trafiğe kapayarak yürüyüşe geçtiler.
Devrimci işçilerin gerçekleştirdikleri yürüyüşlerin istikametindeki bir diğer merkez ise Gebze’ydi. Tuzla ve Çayırova civarında bulunan işyerlerinden çıkan işçiler Ankara asfaltı üzerinden buraya yürümüş, bu nedenle trafik uzun bir süre durmuştu.
İzmit bölgesinde de işçiler iki koldan sel olmuş, akmaktaydı. DİSK’e bağlı Pirelli ve Goodyear fabrikalarının önüne gelen ilk yürüyüş kolu, bu fabrikalardaki işçilerin de eyleme katılması için tezahürata başladı. Ancak DİSK’e bağlı olmasına rağmen Lastik-İş’in Kocaeli’ndeki yöneticileri işçilerin yürüyüşe katılmasını engelledi. İkinci yürüyüş kolu, tamamıyla boşalacak olan Türk Kablo fabrikasının önünden geçerek şehrin içine sokulmaktaydı.
İzmit bölgesindeki fabrika ve atölyelerden çıkan işçiler şehre iki yönden girerek, Çocuk Parkı’nda toplandılar. Yapılan konuşmaların ardından, ertesi gün de burada buluşmak üzere eylemlerine son verdiler.
Bu sırada, Ankara’da, Basın-İş üyesi işçiler Ulusal Basımevi ve Ulus gazetesi binalarını basarak, buralarda iki buçuk saat süren bir işgal eylemi gerçekleştirdiler.
‘KANUNLAR GERİ ALININCAYA KADAR DİRENECEĞİZ’
Yürüyüşlerde işçilerin taşıdığı afiş ve pankartlarda “Anayasaya aykırı kanun çıkaranlar işçi düşmanıdır”, “Kanunlar meclisten geri alınıncaya kadar direnceğiz” yazmaktaydı. Direnişi yönetmekle yükümlü olarak kurulmuş “Anayasal Direniş Komitesi” de Türkiye işçi eylemleriyle sarsıldığı saatlerde, aynı doğrultuda 10 bini aşkın protesto telgrafı çekmişti. Telgrafta şunlar yazıyordu: “27 Mayıs Anayasası’nın temel esprisi olan direnme hakkımızı tasarılar meclislerden alınıncaya kadar kullanmaya kararlıyız. Sizi uyarmayı tarihsel ve ulusal ödev sayarız.”
İstanbul, Gebze ve İzmit’te son derece etkili olan, 70 bin işçinin ve 113 işyerinin katıldığı yürüyüşlerde birkaç küçük olay dışında herhangi bir olumsuzluk yaşanmamıştır. Direnişin ilk gününde gerçekleşen yürüyüşlere bazı Türk-İş’e bağlı işyerlerinin de katıldığı görülmüştür.
DİRENİŞİN KANLI GÜNÜ: 16 HAZİRAN
Direnişin ikinci günü, adeta ilkini gölgede bırakacak ölçüde kitleseldi. Sert ve olaylı geçecek 16 Haziran’da gerçekleşen eylemlere 150 bine yakın işçi katıldı.
İstanbul’un çeşitli bölgelerinden işçiler sabah saatlerinde yürüyüşe geçtiler. Topkapı’daki işçiler Şehremini’den Fındıkzade’ye, oradan da kollara ayrılarak Fatih ve Cağaloğlu yönüne ilerlediler. Cağaloğlu’na ulaşan kol, Babıali caddesinde zırhlı birliklerle karşı karşıya geldi.
İşçiler Babıali’deki barikatı aşarak Vilayet önünden geçerek Eminönü’ne çıktılar. Ancak Eminönü ve Beyoğlu yakalarındaki işçilerin birleşmesini engellemek amacıyla köprüler açılmıştı. İşçilerin bir kısmı, sandal ve motorlarla karşı yakaya çıktı. Büyük bir bölümü ise geri dönerek Saraçhane’den Fatih’e ve oradan Topkapı’ya yürüdü. Fındıkzade’de ayrılan diğer yürüyüş kolu da açılmış Unkapanı köprüsüyle karşı karşıya kalarak diğer kolla birlikte geri dönmek zorunda kaldı.
SINIF VARDIR VE GÜÇLÜDÜR
15-16 Haziran eylemleri, Türkiye işçi sınıfının en görkemli kalkışması olarak tarihe geçti. Sermaye cephesinde yarattığı korku öylesine büyük oldu ki, çok sayıda patron “devrim olacak” endişesiyle Türkiye’yi terk etti. 15-16 Haziran kalkışması bir tartışmayı da sonlandırmış oldu. Sınıf, Türkiye solunda, özellikle o dönem çok popüler olan “Türkiye’de işçi sınıfı var mı?”, “Devrim yapabilecek güçte ve olgunlukta mı?” gibi tartışma konularına ve bununla bağlantılı olarak Demokratik Devrim – Sosyalist Devrim tartışmalarına yanıtını, “İşçi sınıfı vardır ve bu düzeni değiştirebilecek güçtedir” diyerek yüzbinlerle sokaklarda vermiş oldu.