İrfan Değirmenci, Nevşin Mengü, Erk Acarer, Ali Ergin Demirhan ve Abdurrahman Gök gazetecilerin yasadığı sorunları anlattı.

Evrensel Gazetesinden Meltem Akyol’un haberine göre; 10 binin üzerinde gazetecinin işsiz, 145’inin tutuklu bulunduğu Türkiye’de “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü”, işsiz ve tutuklu gazeteciler gününe dönüşmüş durumda. İşsizliğe, soruşturma, gözaltı, tutuklama, baskı ve şiddete karşı alanlarda mesleklerini icra etmeye çalışan gazeteciler gerçekleri yazmakta kararlı: “Gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeniz mümkün değil. Bir haberin dünyayı değiştirecek kadar gücü olduğunu biliyoruz.”
‘10 OCAK BAYRAM DEĞİL, MÜCADELE GÜNÜ’
Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Türkiye’de gazeteciler, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü 145’in üzerinde meslektaşlarının cezaevinde bulunduğu, baskı ve hak ihlallerinin tavan yaptığı bir ortamda karşılıyor. Gazeteciler düşük ücretler ile karın tokluğuna çalışıyor, binlerce genç gazeteci geleceği belirsiz, kaygılı; iş arıyor. Cezaevlerindeki gazeteciler özgürlüğe kavuşamadığı gibi, sürekli yeni davalar açılıyor. Çok sayıda basın kurumu kapatıldı, kapatılıyor. Otosansür ve sansür yayılıyor. Tüm baskılara rağmen alanlarda mesleklerini icra etmeye çalışan gazeteciler ise gazetecilikte ısrarlı.
YARINA GERÇEKLERİ YAZAN CESUR GAZETECİLER KALIR
16 Nisan referandumunda Twitter üzerinden ‘Hayır’ oyu vereceğini açıkladığı için Kanal D’deki işindne atılan Gazeteci İrfan Değirmenci ise “Gerçekler, siz onları anlatmak isteyenleri cezalandırsanız da ortaya çıkar” dedi.
11 aydır mesleğini yapamayan bir gazeteci olduğunun altını çizen Değirmenci, “Televizyonda çalıştırılmayan bir televizyon habercisi. Çalışan Gazeteciler gününde söylemek istediğim şu: Ben, sahnelerde anlatacağımı anlatıyorum, oyun oynayarak, kitap yazarak hayatımı sürdürmeye çalışıyorum ama bu durum bir ülke açısından sürdürülebilir değil. Gerçekler, siz onları anlatmak isteyenleri cezalandırsanız da ortaya çıkar. Sermaye, muktedire yaranmak için tek bir haberciyi daha çalıştırmasa da yine de muktedirin hışmına uğramaktan kurtulamaz. Bu halk, bedel ödeyerek sesini duyurmaya çalışan gazetecilerine sahip çıkar. Yarına ne sermaye ne muktedir kalır ama gerçekler ve onları haykıran cesur gazeteciler hep hatırlanır” dedi.
‘İKTİDARI ELEŞTİRİNCE DÜŞMAN İLAN EDİLİYORSUNUZ’
Bir süre önce CNN Türk’teki işinden atılan Gazeteci Nevşin Mengü, şu anda DW Türkçe’de çalıştığını ve BirGün gazetesine yazılar yazdığını söyledi. Gazetecilerin son dönemlerde yaşadığı zorluklara dikkat çeken. Mengü, “Deniyor ki “Türkiye bir saldırı altında, vatanı her şeyin önünde tutmamız lazım”. Fakat burada vatan ve Erdoğan kavramları iç içe geçmiş durumda. Dolayısıyla “Sayın Cumhurbaşkanı şunu yanlış yaptı” dediğiniz zaman Türkiye düşmanı olarak damgalanıyorsunuz. Basın özgürlüğü konuşulduğunda ben şunu söylüyorum hep, hukukun üstünlüğü olmadığı zaman, hani basın özgürlüğü ikincil, üçüncül gelecek olan unsur, diğerlerini tartışamıyorsunuz bile. Hukukun üstünlüğü yok şu anda ülkede, hukuk yok, hukuk uygulanmıyor. Sürekli bir OHAL halindeyiz malumunuz ve iktidar kendisine yapılmış her eleştiriyi bir komplo olarak algılıyor. Gazetecinin görevi ne oluyorsa, doğrusuyla, yanlışıyla, eğrisiyle onun haberini yapmak, onu bildirmek. Ama aksayan bir şeyin haberini yaptığınız zaman sanki bir komplo kuruyormuşsunuz muamelesi görüyorsunuz, ajan muamelesi görüyorsunuz ve ben bunun hiç sağlıklı olmadığını düşünmüyorum” dedi.
‘BENİM İŞİM GAZETECİLİK’
“Ne kadar idealist olursak olalım, şu anda ben gazeteciliği Türkiye’de yapmanın bu koşullarda çok mümkün olmadığını düşünüyorum” diyen Mengü devamında şunları söyledi: “Yani neyi, ne kadar yapabiliyoruz ki? Kurumlar kapalı, şeffaf değil, bilgi alamıyorsunuz, hele bir de muhalif gazeteci diye damgalandıysanız hiçbir hükümet yetkilisi sizinle asla görüşmüyor, yaptığınız olaylar tek taraflı olmak durumunda kalıyor. Gazetecilik Türkiye’de icra edilebilir değil şu anda, kimse açısından, yani faal çalışanlar açısından da, çalışamayanlar-çalıştırılmayanlar açısından da.” Bütün bu zorluklara rağmen bir şeyler yapmaya çalıştıklarını belirten Mengü, “Çünkü benim işim bu, nasıl kimisi esnaf, kimisi iş adamı, memur, ben de bunu yapıyorum. Ben de gazetecilik yapıyorum, bilgi toplayıp onu analiz ediyorum ve kamuoyunun hizmetine sunuyorum. Benim işim de bu, benim bildiğim iş de bu. Dolayısıyla sonuna kadar bunu yapmaya çalışacağım” diye konuştu.
‘YAPAN DEĞİL, YAZAN SUÇLU İLAN EDİLİYOR’
Uzun süredir Türkiye dışında ‘sürgün’ yaşamak zorunda kalan Gazeteci Erk Acarer, “145 gazetecinin cezaevinde olduğu, onlarcasının sürgünde yaşamaya mecbur bırakıldığı, yüzlerce medya kuruluşunun keyfi olarak kapatıldığı bir ülkede sadece basının özgür olmadığını söylemek yeterli değil. Haber alma hürriyeti kısıtlanıp, minimuma indirilen toplum da kelepçeli” dedi. “Her geçen gün biraz daha totaliter hale gelen 16 yıllık AKP iktidarı, medya kuruluşları ve gazeteciler üzerindeki baskıları da arttırıyor” diyen Acarer şunları söyledi: “Siyasi iktidarın basına yönelik, tutum, baskı ve engellemelerini kendisi açısından anlayabilmek ve iki açıdan değerlendirmek mümkün. Suriye politikası, yolsuzluk dosyaları, insan hakları ve demokrasi konusunda dibe vuran iktidar, medyayı baskı altına alarak, bir ‘gizleme’ stratejisi uyguluyor. Şüphesiz, ‘Yapanın değil yazanın suçlu olduğu’ bir iklimin yaratılmasını akıl ile açıklamak mümkün değil. Faşizmin önemli yöntemlerinden biri ise medyayı, aynı zamanda kendisine yarar sağlayacak bir propaganda aracı olarak konumlandırmak. Gazeteciler gibi avukatların da baskı altında olması tesadüf değildir. İktidar, avukatları mahkum ederek sadece savunma hakkını alıp topluma gözdağı vermiyor. Gazeteci-avukat arasındaki bağı kopararak, topluma ulaşan haberin can damarını da kesiyor.”
“Peki bu koşullar altında durum umutsuz mu?” diye soran Acarer, “Hem de çok; fakat AKP ve Saray iktidarı açısından! Dünyada örnekleri sayısız. Işığın süzülmesini engellemek mümkün değil. Her koşulda o ışığı halka ulaştırmak için bir yöntem arayışına devam eden gazeteciler, en umutsuz durumlarda bile ‘bir haberin’ dünyayı değiştirecek kadar gücü olduğunu biliyor. Gazetecilere her zamankinden fazla toplumsal ve tarihi bir sorumluluk düşüyor. Zor fakat zorunlu” dedi.
‘TÜRKİYE’DE GAZETECİLİK YAPMAK ONUR’
Sendika.org Sitesi Editörü Ali Ergin Demirhan, Türkiye’de gazetecilerin yaşadıklarına dikkat çekerek, “Bugün gazetecilik yapmak, şayet gazetecilikten kastınız gerçekleri açığa çıkarmak, halka bildirmekse tek kelimeyle “direniş”tir. Sansüre ve otosansüre, her an gözaltı ve tutuklanma tehdidine, sahada haber takibi yapıyorsanız kolluk güçlerinin şiddetine, psikolojik harp tekniklerine boğulmuş medya ortamının kirine pasına ve bütün bunların yanında mali güçlüklere direnmektir. Çünkü bu ülkeyi ancak yalan ve şiddetle yönetebileceğini düşünen bir iktidar söz konusu. O nedenle de halkın haber alma hakkını savunanlar en tehlikeli iktidar düşmanları olarak görülüyor ve türlü yöntemlerle cezalandırılıp sindirilmeye çalışılıyor” dedi.
Sitelerinin birkaç yıldır erişim engelleri ile dünyada internet sansüründe ve buna direnişte rekortmen haline geldiklerini, sık sık adliyenin yolunu tuttuklarını belirten Demirhan,
Tüm bu baskılara rağmen Türkiye’de hâlâ gazetecilik yapıldığına, içeride-dışarıda halkın haber alma hakkını savunan ve hakikate bağlılığından taviz vermeyen gazeteciler olduğuna dikkat çekti. Demirhan, “Türkiye’de gazetecilik yapmak aynı zamanda bir onur. Yenilmiş ama ezilmemiş, diz çökmemişlerin onurundan söz etmiyoruz. İktidarın ne yaparsa yapsın alt edemediklerinin onurundan söz ediyoruz. ‘Nasılsınız’ diye soracak olursanız, direnip gidiyoruz…” diye konuştu.
HABER YAPANA ‘KABAHAT’ CEZASI
Mezopotamya Ajansı Diyarbakır Muhabiri Abdurrahman Gök, Türkiye’de gazetecilik yapmanın gittikçe zorlaştığının altını çizdi. Gök, “Ama bölgede çok daha zor. Gazeteciler neredeyse gittiği her haberde GBT sorgulamasına tabi tutuluyor. Hele hele daha önce gözaltı ya da tutuklaması varsa bu her GBT sorgulamasında ayrı bir eziyete ve keyfiyete dönüşüyor. Haberi takip ettiği için “kabahatler kanununa” muhalefetten para cezalarının kesildiği bir dönemi yaşıyor gazeteciler. Eskiden arama noktalarında fazla bekletilmemek için gazeteci kimliğini gösteren muhabirler, şimdi gazeteci olduğunu söylemekten imtina eder hale geldi sırf ekstradan ayak üstü bir sorguya tutulmamak için. Her gün haber sitelerinin web adreslerine erişim engeli getiriliyor. Gazeteciler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, işinden ediliyor. Elinde o kadar büyük bir medya ağı bulunduran iktidarı, bu kadar korkutan nedir ki hâlâ Nedim, Mehmet, Meltem, Zehra, Erdoğan gibi genç arkadaşlarımız, yaptığı haberler nedeniyle hapsediliyor” dedi. Bütün bu baskıların gazetecileri sindirmek için uygulandığını belirten Gök, ’90’lı yıllarda gazetecilerin sokak ortasında öldürüldüğünü hatırlatarak şöyle konuştu: “Sokak ortalarında enselerinden vurulan gazetecilerin yarattığı bir gelenek var ve o gelenek bugün her zamankinden daha güçlü. O nedenle öldürmeyle, gözaltına almayla, tutuklamayla sonuç alamayacağını son 30 yıla baksa bile görür iktidar. Ama her sorunda olduğu gibi basını bastırma konusunda da denenmişi bir kez daha deneyip farklı bir sonuç almaya çalışıyor. Nafile. Tüm bunlara rağmen bölgede çalışan gazeteciler, kutsal görevlerini yerine getiriyor.”
10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ
57 yıl önce gazete patronlarının çıkarılan  212 sayılı Basın Yasası’nın protesto için üç gün gazete basmama kararı üzerine gazeteciler kendi gazetelerini bastı. 10 Ocak 1961’de haklarına ve basın özgürlüğüne sahip çıkmak için yürüyüş düzenleyen gazeteciler, 11-12-13 Ocak 1961 günlerinde BASIN isimli gazeteyi çıkardı.
O tarihten beri kutlanan 10 Ocak, 12 Mart darbesine kadar “Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlandı. Darbenin ardından “bayram” olmaktan çıkarılan gün, “Çalışan Gazeteciler Günü” olarak anılmaya başladı.