Bugün yeni yetişen gençlerin Sabahattin Ali’nin 1943 yılında yazdığı satırlarına bu kadar ilgi göstermesinin nedeni, kendi hayatlarında eksik olan ‘saf sevgi ve aşkı’ arayışlarındandır. ‘Kürk Mantolu Madonna’ romanı onların hissettiklerini ama anlatamadıklarını anlatıyor, belki de anlaşılmalarına katkı sağlıyor. Saf aşka duyulan özlem bu romanda nefis bir Türkçeyle anlatılmış.

Hüseyin Duygu – Saray Gazetesi
kürk mantolu madonna
Sevgi ve aşk
Bu yaz Ege’de, Trakya’da dolaşırken genç yaşlarda çok sayıda insanla yaşam ve gelecek üstüne sohbet ettim. İnsanlar genelde yaşamından hoşnut değil ve aşk ilişkilerinde hayal kırıklığına uğramışlar. Farklı yerlerde, değişik tarihlerde konuştuğum bu insanların ortak özellikleri, ‘saf aşka’ özlem duymaları.

Konuştuğum bir gencin söyledikleri aynen şöyle: ‘Ben gerçek saf bir aşk istiyorum, neden bulamıyorum? İnsanlar yalancı, ikiyüzlü, menfaatçi, gerçek aşk yok neredeyse, safça sevmek yasak. Ben gerçek saf bir aşk istiyorum, neden bulamıyorum? Gerçek aşkı bulmak istiyorum!’

Bir insanı şaşırtan ve mutlu eden şeyler aslında kendi beklentileridir. Son yıllarda hızla kirlenen politik sistem insanları ve ilişkileri de kirletiyor. İnsanlar arasındaki gelir dağılımı daha da büyüyor, bilgi edinme ve kültürel kaynaklardan yararlanma olanağı da bir uçuruma dönüşmüş durumda. Bu kirlenme süreci insanları mutsuz kılıyor ve temiz ilişkilere ve sevgiye duyulan özlem daha da belirginleşiyor.

Gençlerin saf aşka, sevgiye özlemi ve inancı umut verici. Peki nedir bana umut veren! Gündemi yakalayan bir kitapla konuya bakalım: Sabahattin Ali’nin 1943 yılında yazdığı ‘Kürk Mantolu Madonna’ adlı aşk romanı sadece Yapı Kredi Yayınları’ndan 1983 yılından bugüne 66 baskı yapmış ve Yapı Kredi Yayınları bu romandan 700 bin adet satmış. Kitap son yıllarda yılda yaklaşık 15.000 satıyor ve bu eser bu ay 67’inci basıma hazırlanıyor. Bu rakamların ne anlama geldiğini çok tanınmış yazarların çok bilinen kitaplarının en fazla 4-5 baskı yaptığını ve de en fazla 8-10 bin sattığını belirterek de anlamlandırabiliriz. Bu bilgilerden yola çıkarak Sabahattin Ali’nin ‘Kürk Mantolu Madonna’sının rekor kırdığı saptanmış oluyor.

1943 yılında yazılmış bir aşk romanının 2014 yılında 67’inci baskısını yapması ve en çok satan kitaplar listesinden hiç düşmemesi düşündürücü değil mi? Okuyucuların ve özellikle genç okuyucuların kulaktan kulağa ve sosyal medya aracılığıyla yayılan olumlu kanaatlerinin etkili olduğunu düşünüyorum. Öte yandan romanın öyküsü bugün de gündemi yakalıyor. Okuyucu yitik, boşa geçirilmiş bir hayatın hüznünü çok iyi ve derinden yansıtan öykü ile kendi yaşamı arasında kolaylıkla paralellik kurabiliyor. Ya da çevre ile iletişimsizlik, kıymet bilmeyen, kaba saba insanlar arasında sıkışıp kalmak, sevgisizlik, geçmişte bir kereliğine yakalanmış mutluluğun hayali ve pişmanlıkla yaşamak, sonuçta sürdürdüğü hayatı bir ceza gibi algılamak. ‘Kürk Mantolu Madonna’ romanında yer alan bütün bu kavramların okuyucuda, okuyucunun kendisinin yaşamak zorunda kaldığı hayatta karşılığı olmalı diye de düşünüyorum.

1940’lı yıllarda Sabahattin Ali’den ya da Nazım Hikmet’ten aşk romanları beklenmiyordu. Bundan dolayı da o yıllarda edebiyat çevreleri ‘Kürk Mantolu Madonna’ kitabını ya hafife aldılar ya da eleştiriler. Ama son yılların okuyucusu bu aşk romanının hesapsız kitapsız aşkın, sadece sevmek uğruna sevmenin mesajını verdiğini kavramış durumda.

Bugün yeni yetişen gençlerin Sabahattin Ali’nin 1943 yılında yazdığı satırlarına bu kadar ilgi göstermesinin nedeni, kendi hayatlarında eksik olan ‘saf sevgi ve aşkı’ arayışlarındandır. ‘Kürk Mantolu Madonna’ romanı onların hissettiklerini ama anlatamadıklarını anlatıyor, belki de anlaşılmalarına katkı sağlıyor. Saf aşka duyulan özlem bu romanda nefis bir Türkçeyle anlatılmış.

Sabahattin Ali’nin 1933 yılında yazdığı şu şiiri/türküsünü bilmeyen var mı bugün?

‘Başın öne eğilmesin

Aldırma gönül, aldırma

Ağladığın duyulmasın

Aldırma gönül, aldırma!..’