Türkiye’nin ormanlarını ve tarımsal sulamayı özel şirketlerin denetimine sokacak, arazi toplulaştırmasını ise DSİ’ye veren kanun tasarısı üzerindeki görüşmeler sürüyor.

Türkiye’nin ormanları ve tarımsal sulama sessiz sedasız özel şirketlerin denetimine geçirilmek isteniyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından başlatılan ülke genelindeki ‘arazi toplulaştırma’ çalışması da asıl işi inşaat olan DSİ’ye verildi. Bütün bu düzenlemeleri içeren ‘Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü`nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda görüşülmeye başlandı. Tasarının yasalaşması durumunda milyonlarca çiftçi ve orman köylüsünün kazanımları şirketlerin eline geçecek. Tıpkı elektrik özelleştirmelerinde olduğu tarımsal sulama da şirketlere verilecek. Su borcunu ödeyemeyen çiftçilere icra ve iflas işlemi uygulanacak. Tasarının görüşüldüğü komisyon üyeleriyle meslek odalarının karşı çıktığı düzenleme, Türkiye’nin tarım, ormancılık ve su politikalarında kamucu yaklaşımların yerine küresel kapitalizme yeni kazanç alanları yaratacak uygulamaları getiriyor.
ORMAN, SU VE TOPRAĞIN KADERİ TEK BAKANLIĞIN ELİNE GEÇİYOR
Dünyanın su fakiri ülkeleri arasına girme yolunda hızla ilerleyen Türkiye’de tarımsal sulama ve suyun üretimini sağlayan ormancılık politikalarında köklü değişikliklere gidiliyor. Bu amaçla Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve torba yasa ile Meclis’ten geçirilmesi planlanan ‘Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü`nün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’, Türkiye Büyük Millet Meclisi Tarım, Orman ve Köy işleri Komisyonunda görüşülmeye başlandı.
KOMİSYON ÜYESİ SARIBAL: ‘TASARI, ORMANLARA YENİ BİR SALDIRI’
İlgili komisyonda da tartışmaların gölgesinde süren görüşmelere sahne olan tasarının yasalaşması durumunda milyonlarca çifti ve orman köylüsünün sahip olduğu anayasal kazanımlar birer birer özel şirketlerin eline geçecek. Tasarının görüşmelerine 20 Mart’taki komisyon toplantında da devam edildi. Komisyon Üyesi ve CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında AKP hükümetinin ormanlara ve sulara yönelik yeni bir saldırı başlattığını öne sürerek, ilgili komisyonda görüşülen tasarı hakkında şunları söyledi: “Bu Tasarı ile ormanlarımıza, orman kooperatiflerine ve orman köylülerinin kazanılmış haklarına yeni bir saldırı dalgası başlatılmıştır. Tasarı ile üzerinde yerleşim yeri bulunan veya yerleşim yeri oluşturulmasına elverişli olan taşlık, kayalık olarak nitelenen yerler orman dışına çıkarılacaktır. Esas olarak ormanlar içerisindeki taşlık kayalık olarak nitelenen yerler orman ekosisteminin bir parçası olup, bu alanlar biyoçeşitliliğin en zengin olduğu, yaban hayatının yaşam alanları, meralar, odun dışı ürünlerin zengin olduğu ve su kaynaklarını besleyen, hukuken ve bilimsel yönden orman sayılan alanlardır.
‘ORMAN İÇİNDEKİ KAYALIKLARA LÜKS REZİDANSLAR GELİYOR’
Bu düzenleme; rantiyeye açık, arsa üretilmesine, ormanların devlet eliyle tahrip edilmesine, orman alanlarına kurulan yerleşim yerlerini yasal hale getirmeye, sahillerde ve ormanların içindeki kayalık alanlarında lüks rezidanslar yapmaya yasal kılıf hazırlamaktadır. Öte yandan yasalar tarafından orman köylülerine verilen ve ürettikleri orman emvalinin yüzde 25’ine daha ucuz bir maliyetle sahip olma hakkının bu düzenleme ile orman köylülerinden alınarak yandaşlara verilmesi uygulaması asla kabul edilemez. Bu düzenleme ile su kaynaklarını eline geçiren özel şirketlere hiçbir sınırlama olmaksızın ücret belirleme ve bu ücreti istediği zaman tahsil etme yetkisi verilmektedir. Tasarının yasalaşmasıyla birlikte sulama birliklerinin organları hiçbir işleme gerek kalmaksızın feshedilmiş olacaktır. Birlik başkanlığı DSİ tarafından atanacak bir kamu görevlisine devredilecektir. AKP bu maddeyle demokrasiye zerre kadar tahammül edemediğini ortaya koymaktadır.”
ZMO: ‘ÜRETİCİ SU PARASINI ÖDEYEMEZSE İCRALIK OLUP SUSUZ KALACAK’
Tasarının kanunlaşmasıyla Türkiye tarımında yeni bir dönemin başlayacağına işaret eden Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) da konuyla ilgili bir açıklama yaparak tasarıya ilişkin çekinceleri kamuoyu ile paylaştı. Meskenlerde kullanılan içme suyu saati uygulamasının, tarla sulamalarında da kullanılacağına dikkat çekilen ZMO açıklamasında, “Üretici kullanmış olduğu suyun bedelini ödeyecek, ödemez ise icra yoluyla tahsis edilecek ve bir daha su kullanımına izin verilmeyecek. Su, canlı yaşamını sürdürmek için mutlak gerekli olan bir varlıktır. Korunması ve her damlasının boşa harcanmaması başta devlet olmak üzere tüm kesimlerin en önemli görevidir. Küresel iklim değişikliği de göz önüne alınarak su ile ilgili ciddi tedbirlerin acilen hayata geçirilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bugün gelinen noktada ne yazık ki sudan tasarruf edilmesine yönelik olarak tarlalara su saati takılması öngörülmektedir. Buna karşın akarsu ve derelerimizin HES’ler ile boğazı kesildiğinde duyarlılık gösterilmemiş olması da düşündürücüdür” ifadelerine yer verildi.
 ‘YANLIŞ POLİTİKALARIN BEDELİ MASUMLARA ÖDETTİRİLİYOR’
Gelişmiş ülkelerde suyun korunmasına yönelik hukuki düzenlemeler yapıldığına işaret edilen açıklamada, Türkiye’de ise ülkeyi yönetenler başta olmak üzere toplumun çoğu kesiminde aynı duyarlılığın oluşmadığı görüşü savunuluyor. Su kaynaklarının plansızca yapılaşmaya açıldığı, ormanlık alanların ise katledilerek yağmur rejiminin değiştirildiği belirtilen ZMO açıklamasında, yanlış politikalar yüzünden ortaya çıkan zararın belinin ise masum kesimlere ödettirildiği kaydedildi.
SON 15 YILDA 35 MİLYON DEKAR ARAZİ TERK EDİLDİ
ZMO, Türk çiftçisinin yüksek girdi maliyetleri yüzünden mucizevi biçimde üretim yaptığını belirtiyor. ZMO’ya göre son 15 yılda artan maliyetler yüzünden 35 milyon dekar alanda üretim yapamayan üreticinin, suya da para harcamak zorunda kalmasıyla arazisini işlemekten vazgeçecek ve tarımsal üretimde azalma meydana gelecek. Bunun sonucu da Türkiye’nin gıda ihtiyacı ise giderek artan ithalat yoluyla karşılanacak, kırdan kente olan göç artacak. Köyde kalan üretici ise tarlasını sulayamadığı için suyun akışını sadece seyredecek.
 ‘ÇİFTÇİYE REVA GÖRÜLEN BU ACIMASIZLIK NE ZAMAN BİTECEK?’
Hükümetin bir yandan acımasızca doğayı katlederek su kaynaklarını birer birer sermayenin kullanımına sunduğunu, diğer yandan ise su kullanımına sözde sınırlama getirme çabası içinde olduğunu savunan ZMO, “Su kullanımının kontrol altına alınması için hedef kitle olarak çiftçi seçilmiştir. Üretim yapmaktan vazgeçmemek için varoluş savaşı veren çiftçinin cebindeki paraya göz dikilmiştir. Bilinçli ve programlı olarak kurutulan su kaynaklarının bedeli üretken köylüye ödettirilmektedir. Doğaya, tarıma ve çiftçiye reva görülen bu acımasızlık kim bilir ne zaman bitecek?” sorusunu yöneltiyor.
ARAZİ TOPLULAŞTIRMA, İŞİ İNŞAAT VE SULAMA OLAN DSİ’YE VERİLDİ
Komisyonda görüşülen tasarıda yer alan bir diğer konu ise Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yürüttüğü arazi toplulaştırması çalışması. Tarım arazilerinin miras ya da satış yoluyla bölünmesinin önüne geçmeyi amaçlayan düzenleme, Tarım Bakanlığı’ndan alınarak DSİ’ye verildi. Bu amaçla DSİ bünyesinde bir birim oluşturularak Tarım Reformu Genel Müdürlüğü’ne bağlı personel ve tüm veriler bu birime aktarılacak.
ZMO: ‘DSİ ARAZİ TOPLULAŞTIRMASINA ÇOK UZAK BİR KURULUŞ’
Ziraat Mühendisleri Odası, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın bu girişimi kabul etmesinin tarım sektörü açısından bir talihsizlik olduğu görüşünde. ZMO’ya göre yatırımcı ve inşaatçı bir kuruluş olan DSİ arazi toplulaştırmasına çok uzak bir kuruluş. “DSİ, 2023 yılına kadar bırakın Türkiye’nin arazi toplulaştırmasını bitirmeyi, bugün devam eden çalışmalarını dâhi sonlandıramayacaktır” görüşü savunulan ZMO’nun açıklamasında, “DSİ; baraj, sulama sistemleri gibi anında kabul ve takdir gören su yapıları hizmetlerine alışkındır. Hizmet götürdüğü insanlarla iş birliğine ve onların onayına ihtiyaç duymaz. Ağırlığını teknik hizmetler oluşturur. Elinde kamulaştırma gücü vardır. Onun içinde işlerin bütününü yükleniciler marifetiyle yürütür. Arazi toplulaştırması ise insanların mülkiyetine müdahale ettiği, kamulaştırmasız yapıldığı ve onların onay ve isteklerine göre yürütüldüğü için uygulamada özel yetenek, ikna, sabır, deneyim, uzmanlık, hassasiyet ve adalet gerektirir. Bu özellikleri yüklenici firmalarda bulmak ve güven yaratmak, bütün işleri yükleniciler marifetiyle yapmak mümkün değildir. O nedenle toplulaştırmayı yürüten kurumun merkez ve taşra teşkilatında bu vasıfları taşıyan elemanların olması ve her aşamada üreticinin ve yüklenici firmanın yanında olması, devletin varlığının ve güven ortamının hissettirilmesi gerekir.
‘DSİ’DEKİ ANLAYIŞLA BAŞARI SAĞLANMASI MÜMKÜN DEĞİL’
Arazi toplulaştırması, bugün için DSİ’ye devredilse bile DSİ’deki bugünkü anlayışla başarı sağlanması mümkün görülmemektedir. Olan yine ülkenin sabırsızlıkla beklediği arazi toplulaştırmasına olacak, geçmişte olduğu gibi toplulaştırmaya yıllardır emek ve gönül veren kurum ve birçok teknik eleman toplulaştırmadan kopacak, DSİ çabalarına sil baştan başlayacaktır. Çok kısa sürede yapılan hatanın farkına varılacaktır. Belli bir zaman sonra elde edilen yeni deneyimler ışığında bu çalışmanın yakın bir zamanda Topraksu Teşkilatı gibi özverili, farklı mesleklerin işbirliğinin olduğu uzman ve yoğun taşra teşkilatı olan bir kuruma devredileceğine inanıyoruz” ifadelerine yer veriliyor.
DOĞAL VARLIKLAR EKONOMİK BÜYÜMENİN DAYANAĞI YAPILIYOR
Tasarıda köklü değişikliklere gidilen 6831 sayılı Orman Kanunu’nun, kabul edildiği 1956 yılından bu yana 29 kez değiştirildiğine değinilen açıklamada, Türkiye’nin ekonomik büyümesinin en güçlü dayanağının doğal varlıkların daha çok sömürülmesi olduğunun altı çizilerek, “AKP de bu aşamada, önceki hemen hemen tüm siyasal iktidarlar gibi, yine ‘devlet ormanı’ sayılan yerler ile devlet ormancılığı düzenine ‘sarılmak’ durumunda kalmıştır. Son 15 yılda 15 kez değiştirilen 6831 sayılı Orman Kanunu’nda bir kez daha yapılmak istenen değişikliklerin bu bütünsellik içinde değerlendirilmesi gerekmektedir” denildi.
ORMAN ALANLARINDA FABRİKALAR AÇILABİLECEK
ZMO’nun tasarıda itiraz ettiği konulardan biri de devlet ormanlarının amacı dışında kullanılacak olması. Tasarıda yer alan düzenlemeyle orman arazilerinde yer altı depolama alanlarının açılmasına izin veriliyor. Bu düzenlemenin başta nükleer santraller ve diğer tehlikeli atıkların bu alanlarda depolanmasının önünü açacağı endişesi gündemde. Tasarıyla orman ürünü işleyen her çeşit fabrikanın orman alanlarında açılmasının önündeki engeller de kaldırılıyor. İsteyen özel şirketlere 29 yıllığına kiralanabilecek orman alanlarında orman ürünleri işleyen tesisler kurulabilecek. Ayrıca bu tesisleri işleten şirketlere dikili ağaç satışları yapılabilecek.
ORMAN KÖYLÜSÜ SADECE PARASIYLA ODUN ALABİLECEK
Bu düzenlemenin Anayasanın ‘devlet ormanlarının devletçe yönetilip işletileceği’ kuralına açıkça aykırı olduğunu savunan ZMO’nun açıklamasında, Orman Kanunu’nun 34. Maddesiyle orman köylülerine tanınan hak ve ayrıcalıkların ortadan kaldırıldığına işaret edilerek, “orman köylüsüne sadece baltalık ormanlar ile ağaçlandırma sahalarından çıkarılacak ağaçları dikili olarak satın alma hakkı tanınmaktadır. Orman köylüsünün dikili satış için yeterli mali imkânı bulunmamaktadır. Bu nedenle 34. Maddenin orman köylüsüne tanıdığı eski olanaklar ortadan kaldırıldığı ve dikili olarak bu malları satın alma olanağı da bulunmadığı için orman köylüsünün kerestelik, soymalık ve kaplamalık kereste üzerinde sahip oldukları haklar tamamen elinden alınmış olmakta ve sadece pazar satışı yakacak odun hakkına indirgenmektedir” ifadelerine yer verildi.
Haber: Yusuf Yavuz