Bakanlar Kurulu tarafından TBMM’ye sevk edilen “Torba” yasa tasarısının ormanlardaki maden tahsislerini kolaylaştıracağı konusu gündemde. Tasarının 54. maddesi “doğal kaynakların ekonomiye hızlı bir şekilde kazandırılma amacıyla bürokratik işlemlerin ivedilikle tamamlanmasını”, 55. maddesi ormanlarda yapılacak madencilik faaliyetlerinden ilk 10 yıl içinde bedel alınmamasını sağlayarak “bu tür sahaların ihalesinin ve yatırım ortamının iyileştirilmesini” amaçlıyor. 56. madde ise maden arama döneminde faaliyet yapmayanların ceza ödeyip arama sürelerini uzatmalarını önlemek için ruhsatlarının iptal edilerek “gerçek anlamda madencilik yapmayanlara fırsat verilmesini” öngörüyor.

İktidarın madencilik çalışmalarını hızlandırmak için bu kadar çaba göstermesinin nedeni belli; ekonomiyi ayakta tutan ihracatı ve inşaat sektörünü desteklemek. Bu madenlerde üretilen; taş, mermer, kireç, çimento, demir vb. ürünler inşaat sektörüne ucuz girdi sağladığı için, kentlerin yeni yollar, köprüler ve yerleşimlerle betonlaşması hız kesmiyor ve bitkisel hayata girmek üzere olan ekonominin canlı kalması sağlanıyor. Yine mermer, bakır, gümüş, demir, altın vb. ürünler Türkiye’nin ihracatını ayakta tutan önemli kalemleri oluşturuyor. Sanayi ve hizmet sektöründe teknolojik yatırımları es geçen iktidar, yüz yıllar sonra bile yararlanılabilecek yer altı varlıklarını, dededen kalma ahşap evi müteahhide veren miras yedi gibi bir an önce tüketmek eğiliminde.
İktidar bu politikasıyla sadece yer altındaki varlıkları değil, yer üstündeki varlıkları da yok ediyor. Akarsu, göl, mera, orman ne varsa varlık değerleriyle değil, piyasa değerleriyle ölçülüyor. Değeri parayla ölçülemeyen ormanlar iktidar için sadece altındaki madenlerin çıkarılmasına engel teşkil eden bir külfet. İktidar, yıllardır “yatırımcılara” sağladığı kolaylıklar yetmezmiş gibi işlerini kolaylaştırmak için ormanlarda yaptıkları madencilik üretiminin ilk 10 yılında bedel ödemelerini kaldırmak istiyor. Bu bedelin kaldırılması ormanlardaki maden tahsislerinin çok hızlı bir şekilde artacağı anlamına geliyor. Oysa daha 2004 yılında değiştirdiği Maden Kanunu ve ardından Orman Kanunu gibi ilgili diğer kanunlarda yaptığı değişiklikler ve çıkardığı yeni yönetmeliklerle zaten bunun önünü açmıştı. Bu süreçte ormanların sadece madencilik için değil, eğitim, altyapı, enerji üretimi, turizm vb. nedenlerle tahsisini oldukça kolaylaştırmıştı.
Maden Kanunu’nun 2004 yılında değiştirilmesinden önceki 6 yılda; orman alanlarında yılda ortalama; 1218 maden tahsisi yapılarak, yılda ortalama 3225 ha orman alanı madencilik faaliyetlerine ayrılmıştı. 2005’ten 2016 yılına kadar ise madencilik için yılda ortalama; 3182 adet tahsisle 8087 ha orman alanı madenciliğe açılmıştır. İki dönem arasında maden tahsisi sayısında yıllık olarak %161, tahsis edilen alan miktarında %151 artış olmuştur. Orman Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerine göre; sadece 1999 ile 2016 yılları arasında 45501 adet madencilik tahsisi için toplam 116398 ha orman alanı madencilik faaliyetlerine açılmıştır. Madencilik faaliyetleri için orman tahsislerinden alınan bedellerin kaldırılması ve bürokratik süreçlerin daha da hızlandırılması, yani orman talanının hız kazanacağı anlamına geliyor.

Orman alanları orman bütünlüğünü bozacak şekilde, sadece madencilik için tahsis edilmiyor. Ormanların benzer şekilde petrol, define arama, katı atık bertaraf tesisi, enerji santrali, spor tesisi, eğitim tesisi, üniversite, mezarlık, sağlık tesisi, yol, otel, golf sahası vb. birçok amaçla tahsisi bu iktidar zamanında mümkün kılındı veya kolaylaştırıldı. Ormancılık örgütü bilgi paylaşmakta pek ketum davransa bile kayıtlara göre 2016 yılı itibariyle şu ana kadar en az 673 bin hektar orman alanının ormancılık dışı amaçlar için tahsis edildiği biliniyor. Sayısı on binleri bulan bu tür tahsisler nedeniyle ormanlar gün geçtikçe hızla paramparça oluyor ve bütünlüğünü kaybediyor. Başka bir deyişle ekonomiye can, iktidara nefes vermek için ormanlar öldürülüyor.

Yapılan tahsisler sonucu günümüzde 673 bin hektara ulaşan bu tahsisler orman ekosistemi paramparça edip, bitiriyor. Bu rakamın bu hızla kısa süre içinde milyon hektarlara ulaşması mümkün. Üstelik tahsis edilmeleri sonucu orman niteliği fiilen kaybettirildiği halde, bu alanlar resmen orman görünüyor ve ülkemizdeki ormanların arttığı algısı bu alanlar da dahil edilerek yayılmaya çalışılıyor. Farkında olup, önlem almazsak; Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu yanlış istatistik bilgilerini kamuoyuyla paylaşarak orman alanlarımızı biz arttırdık diye övünmeye, kamuoyu ise ormanları tek yok edenin sadece orman yangınları olduğunu sanarak, sadece orman yangınlarına üzülmeye ve ormanların gerçek kaybının ne olduğunun farkında olmamaya devam edecek…