Saray Doğayı Koruma Derneği Saray sınırları içerisinde büyük bölümü ormanlık alan ve tarım arazilerinden ilerleyerek Saray’ı adeta ikiye bölecek Türk Akımı Doğalgaz Hattı Kara Kısmına görüş bildirdi. Trakya havzasına bir bütün olarak zarar verecek olan Türk Akımı Doğalgaz Hattı Kara Kısmının, bütünden bağımsız, parçalara ayrılarak çevresel etkisinin değerlendirilmesini hatalı bulan Saray Doğayı Koruma Derneği, “Projenin bu haliyle yaşama geçirilmesi halinde, ‘ekonomik gerekçelerin’, Trakya ve halkının yaşam hakkına tercih edildiği anlamına geleceğinden, derneğimizce kabulü mümkün değildir” görüşünü dile getirdi.

Saray Belediye Meclisi’nden sonra, Saray Doğayı Koruma Derneği de, BOTAŞ’a ait, Türk Akımı Kara kısmı 1. Doğalgaz Boru Hattına ilişkin ÇED Başvuru Dosyası içeriğine itirazlarını sundu.
PARÇALARA AYRILARAK ÇEVRESEL ETKİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ HATALIDIR
Saray Doğayı Koruma Derneği itiraz başvurusunda özetle şu ifadeleri kullandı:
“Karadeniz’i boydan boya geçen projenin, ‘deniz’ kısmının ‘kara’ kısmından, kara kısmının (Kırklareli-Tekirdağ illerini ve ilçelerini ayırıp birbirinden bağımsız) parçalı olarak ele alınması, tüm Trakya’yı ormanlık alanlarıyla, 1. derece tarım arazileriyle, kentsel-kırsal yerleşim yerleri, arkeolojik sit alanları, koruma alanları, yer altı ve yer üstü su kaynakları, balıkçılık-arıcılık-mantarcılık gibi ekonomik faaliyetleri etkileyen ‘kümülatif çevresel etkilerinin’ göz ardı edilmesi anlamına gelmektedir. Trakya havzasına bir bütün olarak zarar verecek olan projenin, bütünden bağımsız, parçalara ayrılarak çevresel etkisinin değerlendirilmesi hatalıdır. Projeyle ilgili, bir veya birden fazla civar ili de kapsayacak şekilde, bir başka ifade ile, her bir projenin müstakil etkisinin diğeri ile toplam etki yaratabileceği bölge ya da havzayı kapsayacak şekilde, çevreye olası etkileri öngörülen ya da bu etkilerin kaçınılmaz olduğu projelerde, kümülatif etki çalışmasının yapılması bilimsel ve hukuksal gerekliliktir.
İHTİYATLILIK İLKESİNE VURGU YAPILDI
Önemle belirtmek gerekir ki ihtiyatlılık ilkesi politik içerik taşır ve kamu yetkililerinin ihtiyatlılık ilkesine dayanarak alacakları kararlar, bilimsel uzmanlığa değil politik değerlendirmeye dayanır. Rio Bildirgesi 15. ilkesi de bu hususa dikkat çekmekte “çevreyi korumak için ihtiyat ilkesi devletler tarafından kapasitelerine göre geniş ölçüde uygulanmalıdır” demektedir. Birleşmiş Milletler Biyoçeşitlilik Sözleşmesi’nin ek bir protokolü olarak hazırlanan ve kabul edilen Cartagena biyogüvenlik protokolü, 1992 Rio Deklarasyonu’nun 15. ilkesinde yer alan ‘ihtiyatlılık ilkesi’ni hayata geçirmektedir. Türkiye Cartagena Biyogüvenlik Protokolü’nü 2000 yılında imzalamış ve 2003’de onaylamıştır. Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca Protokol’de yer alan ‘ihtiyatlılık ilkesi” bir iç hukuk kuralı haline gelmiş bulunmaktadır.
PROJE BİLİMSEL ETÜD ÇALIŞMALARI YAPILMAKSIZIN HAYATA GEÇİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR
Proje başvuru dosyası içeriğinde, Ülkemiz için endemik olan türlerin yaşama ortamı olan alanlar, benzersiz özellikteki jeolojik ve jeomorfolojik alanlar kısmında kalmamakta olduğu belirtilmekte ve fauna başlığında yapılan tespitte ‘bir alanın florasının tespiti en az iki yıl boyunca mart-nisan aylarından başlanarak vejetasyon dönemi boyunca alanın belli periyotlar halinde incelenmesiyle teşhise uygun bitki örneklerinin toplanması ve teşhis çalışmaları sonucunda ortaya çıkmaktadır’ denilmektedir. Yine aynı başvuru dosyasında ‘Çed sürecinde bu tür detaylı çalışmalar, özellikle dış kredilere bağlı olarak yapımına geçilen doğalgaz boru hatları gibi projelerde mümkün olmamaktadır’ denilmektedir. Bu ifadelerden, projenin gerek jeolojik-jeomorfolojik, gerekse flora-fauna başlıklarında yerinde ve sağlıklı bilimsel etüd çalışmaları yapılmaksızın hayata geçirilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.
DERNEĞİMİZCE KABULÜ MÜMKÜN DEĞİLDİR
Eğer ki bu konuda doğacak zararın giderilmesi ile ilgili, idare iç hukukta kabul ettiği ihtiyatlılık ilkesini işletemeyecek ise, sadece enerji koridoru olmak pahasına hukuk devleti ilkelerinden ve kabul ettiği sözleşmelerden feragat edecek demektir. Bu da devletin temel varlık sebebi olan, yurttaşların hukuki güvenliklerini sağlama sorumluluğunu yerine getirememesi sonucunu doğuracaktır. Anayasa, iç hukuk normları ve tarafı olduğumuz Uluslararası Sözleşmeler göz ardı edilerek, projenin bu haliyle yaşama geçirilmesi halinde, ‘ekonomik gerekçelerin’, Trakya ve halkının yaşam hakkına tercih edildiği anlamına geleceğinden, derneğimizce kabulü mümkün değildir.”