Doğal güzellikleri ve canlı çeşitliliği ile Türkiye’nin en güzel bölgelerinden gösterilen Trakya coğrafyası, birçok çevre meselesi ile gündemde. Kırklareli Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı Göksal Çidem, Trakya’nın doğasını ve çevre sorunlarını değerlendirdi. 

 

Trakya'nın Çevre Dosyası masaya yatırıldı2“ISTRANCA MÜTHİŞ BİR EKOSİSTEM İLE TAÇLANDIRILMIŞTIR”

Göksal Çidem sözlerine “Trakya’yı tanımak gerekiyor. Gerçekten çok şanslı bir coğrafyaya sahibiz. Üç ilimiz, üç denizimiz, üç ormanımız var. Bir tane de nehir vardı, artık o da nehir değil zehir oldu zaten, canlılık namına bir şey kalmadı. Orman dediğimiz yerde de şunu söylemek gerekir ki Istrancalar hayati bir öneme sahip. Hatta şunu anlatmak istiyorum, Bulgaristan’da Istrancalar üzerine bir mit dahi gelişmiş, gittiğim bir panelde dile getirmişlerdi. Bu mite göre Tanrı Dünyayı yaratırken her şeyi hesaplamış planlamış, işte Everest burada olsun, çöller burada olsun gibi. Istırancalara geldiğinde ise sadece gülümsemiş. Bölge hikâyelere konu olan topraklardan bahsediyoruz. Çok küçük bir Coğrafya içerisinde Dağ, Orman, Deniz, Göl, Nehir, Mağara gibi sistemler yer alıyor. Müthiş bir ekosistem ve Longoz Ormanları ile de taçlandırılmış. Ama değerini bilmiyoruz” diyerek başladı. Ardından birçok çevre sorunu üzerine açıklamada bulundu;

ISTRANCALARDA ÇEVRE SORUNU

Şimdi bölgenin güzelliklerinden bahsettik ancak değerini bilmediğimiz çok açık. Biz ne yapıyoruz, Rüzgâr Enerji Santralleri, Taş ocakları, Çimento Fabrikaları… Yani açıkçası dünyanın gözü gibi koruduğu yerlerin biz gözünü çıkarıyoruz. Sınırın öte tarafında yol boyunca tabelalarda ‘Karaca çıkabilir’, ‘Istrancalar Doğa Parkı’ gibi yazılar var. Bu tarafa geçiyorsun ‘Kamyon Çıkabilir’, ‘Şantiye Sahasıdır Girilmez’ yazıyor. Bu her şeyi açıklıyor. Bulgaristan ciddi anlamda koruma altında tutuyor bu toprakları. İçeride avlanmak yasak, evcil hayvan dolaştırmak yasak. Şimdi Bulgaristan bunu ‘Kamu Yararı’ kararı alıp yapıyor. Ama aynı orman için burada ‘Kamu Yararı’ kanunu çimento fabrikası açmak için kullanılıyor. Bu yıl garip bir tesadüf oldu. Bulgaristan’da Istrancaların Korunma altına alınmasının 21. yılı kutlanırken burada RES keşfi vardı. Çok acı bir tesadüf. Burada RES’ler üzerinde durmakta fayda var. Rüzgâr Enerji Santrallerine elbette ki karşı değiliz ancak olması gerektiği gibi olmalı. Istrancalara RES yapılması doğal hayatı çok fazla etkiliyor. Çıkan seslerden rahatsız olan hayvanlar bölgeden uzaklaşıyor; hayvanların uzaklaşması da bitki örtüsünü değiştiriyor. Yani en nihayetinde ekosistem bozuluyor. Aynı şey taş ocakları için de geçerli. Yer altı sularının üstüne taş ocağı açıyorlar, ardından bölgeyi rehabilite etmeden gidiyorlar. Devletin bunları sıkı takip etmesi ve büyük yaptırımlar uygulaması gerekiyor. Enerjiden bahsediyorsak rehabilite edilmeyen bu bölgelere güneş panelleri kurulabilir.

İĞNEADA NÜKLEER SANTRALİ

İğneada en son mecliste bir görüşüldü ancak sonuca ulaşılamadı. Zaten İğneada ihtimaller arasında gözüküyor ancak kesin değil. 2002 yılında da Termik Santral gündeme gelmişti. O zaman bölge halkı ve Bulgarlar büyük tepki göstermişti. Hatta santral sahasında iki günlük çadır kurma eylemi yapılmıştı, o zaman Bulgarlar da sınırın karşı tarafında aynı eylemi iki gün boyunca sürdürmüşlerdi. Böyle dayanışmaları da geliştirmemiz, ileriye götürmemiz gerekiyor. Ayrıca nükleerin kesinleşmesi durumunda da böyle tepkilerin gelişeceğini düşünüyorum. Bulgaristan’ın Sınır Telleri Ancak şunları da görmemiz gerekiyor, Bulgaristan mülteci akınına karsı demir teller ördü. Daha da genişletilmesi planlanıyor. Bunun da doğaya birçok zararı olacak, aynı gen kaynaklarından beslenen hayvanların gen kaynakları değişecek ve akraba evlilikleri çoğalacak. Hayvanlar yer değiştiremeyecek.

AVLANMA

Gen kaynaklarından bahsediyoruz ancak Türkiye tarafına baktığımızda da kontrolsüz bir avlanma var. Bu da zarar veriyor. Hayvanların yer değiştiremeyeceğinden bahsettik ancak Bulgaristan’dan Türkiye’ye geçen birçok hayvan da burada avlanıyor. Bunun çözümü ne olabilir diye düşünmemiz gerek. Bir kamu binasında dahi 20 tane Güvenlik Görevlisi var. Her köyden birkaç kişi burada Güvenlik Görevlisi olarak çalışsa Istrancalar çok daha zenginleşir.

KORUKÖY’DE TAŞ OCAĞINA ‘DUR’ KARARI

Koruköy’de Taş Ocağı kapasite artışına gitmek istedi. Valilik ‘ÇED gerekli değildir’ kararı almıştı. Köylüler de bu karara karşı dava açtı. Biz de Bilimsel ve Hukuki anlamda köylülere destek verdik. Yargı ‘ÇED gerekli değildir’ kararını iptal etti. Bu da örnek teşkil ediyor ve bu sonuçtan anlaşılması gereken taş ocağının ruhsatının bitmesinden sonra bölgede taş ocakları çalışmayacak. Zaten şuan ki haliyle dahi doğaya çok büyük zararlar veriyor. Bu bağlamda kapasitenin arttırılması kabul edilemez. Zaten hukuki bir geçerliliği de yok. Bunun dışında şuan 7-8 adet davamız var süren. Hukuki zeminimizi sağlam tutmalıyız, zaten yaptığımız şey hukuki, bunun arkasında durmalıyız. Özellikle de bu bölgede, çünkü tahribatın en büyük olduğu bölge de Kapaklı-Koruköy üçgeni.

ERGENE NEHRİ

Ergene Nehrinin uzunluğu 263 kilometre. Bu da demek ki Ergene temiz akmış olsa Türkiye’nin Pirinç ithal etmesine gerek yok. Toprakları gerçekten çok verimli ancak bugün oradan çıkan ürünler yalnızca kanser yapıyor. Bakanlık suyun temiz olduğunu duyurdu ancak yaklaşık bir buçuk ay önce Belediyenin sitesindeki habere baktığımızda Ergenede tarihinin en kirli dönemi tespit edildi diye. Gerçekten 30 günde bu temizliğin yapılmış olması imkânsız. Evet, temizlenmesi gerçekten zor ancak temizlenmesi durumunda katacakları da çok fazla. Kirliliği şöyle açıklayalım. Ergene kaynağından saniyede 2 metreküp olarak çıkıyor. Döküldüğü yerde ise saniyede 8 metreküp. Geri kalan 6 metreküp yeraltından çekilerek pisletilmiş bir biçimde nehre salınıyor. Ergenenin temizlenmesi konusunda bütün yetkililerin samimi bir biçimde davranması gerekiyor.